Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Raporda saptanan sorunlar ve verilen mesajlar, 2011’in ağustosunda Ankara’nın Şam rejimini devirmeye karar verip uygulamaya koyduğu aşırıcı Suriye politikasına dair, bizim o tarihten beri bu köşede defalarca dile getirdiğimiz eleştirilerle genel hatlarıyla örtüşüyor.
ICG’nin ilgi alanı çatışma çözümleyiciliği. ICG olgulardan hareket eder, sorunun doğrudan tarafları, aktörleri ve gözlemcileriyle detaylı görüşmeler yapar ve nihayet bu son raporda da olduğu gibi, krizin çözümlenmesi ve çatışmanın önlenmesi için önerilerini sıralar.
Sami Kohen Milliyet’te 1 Mayıs’ta yayımlanan “Suriye krizi böyle sürerse…” başlıklı yazısında, raporda üzerinde etraflıca durulan “Türkiye’nin Suriyeli sığınmacılar krizi”yle ilgili boyutu yansıttı.
Ama biz yine de hatırlatalım. Çünkü ICG, Suriye krizinin Türkiye’yi karşı karşıya bıraktığı en büyük meydan okumanın sığınmacılar sorunu olduğunu vurguluyor.
Şu an 100 bin Suriyeli sınıra yığılmış durumda. Türkiye tüm Suriyelilerin girişine izin vermeye ve daha fazla uluslararası yardım almayı mümkün kılacak düzenlemeleri yapmaya çağırılıyor.
Sığınmacılara harcanan para 750 milyon dolar. Bunun sadece 100 milyon doları dış yardım. Türkiye’deki kamplarda 300 bin Suriyeli sığınmacı var. Şehir ve kasabalardakilerle birlikte rakam 450 bine çıkıyor. BM, rakamın yıl sonuna kadar iki ya da üç katına çıkabileceğini tahmin ediyor.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ağustos 2012’de “psikolojik sınır” olarak belirlediği “100 bin” rakamının ekim 2012’de aşıldığı da raporda hatırlatılmış.
Sığınmacı sayısı “psikolojik sınıra” dört tur bindirmiş de ne olmuş? Onu bilen yok.
Ama şunu biliyoruz: 2 Mayıs’ta Akçakale kapısında, Türkiye’ye giriş izni verilmeyen bin kişilik bir Suriyeli grubundan açılan ateş sonucu bir polis hayatını kaybetti ve 7 güvenlik görevlisi yaralandı. Ankara bu olayı adeta görmezden geldi. Üzerinde durmadı.
İki yılı geride bırakan Suriye’deki iç çatışmada Beşar Esad’ın yakın bir gelecekte düşmesi söz konusu olsa bile ki bu konuda iyimser olmak için yeterli neden yok, kriz daha yıllarca sürebilir. Bu durumda, mevcut Suriye politikasını değiştirmemekte direnen bir Türkiye’nin şu an zaten yüz yüze olduğu sorunlar daha da büyüyecek.
Raporda bunlardan biri, Suriye’deki mezhep savaşının Türkiye’de de mezhepler arası gerilimi artırması olarak belirtiliyor.
Bir diğeri de “Türkiye’nin Suriye’deki vekaleten savaşa daha fazla dahil olması riski ve bunun sonucunda Ortadoğu’daki profilinin tarafsız, laik bir güç olmaktan çıkıp giderek daha tarafgir,Sünni Müslüman aktör olarak algılanması” şeklinde ifade ediliyor.
Rapordaki ara başlıklardan biri yeterince dramatik: “Düşmanımın düşmanı, tehlikeli bir dostolabilir”. Ankara’nın düşmanı belli; Beşar Esad ve Baas rejimi. “Tehlikeli dost” ise Türkiye’nin kendilerine kapılarını sonuna kadar açtığı belirtilen, Baas rejimi düşmanları: Silahlı muhalif gruplar.
Raporda, sakallı, Arapça konuşan ve büyük sırt çantaları taşıyan genç erkeklerin Hatay Havaalanı’nın günlük manzarası olduğu ve Türkiye’nin yabancı savaşçıların bölgeye akınını önlemek için önlem almadığı belirtiliyor. “Bazı silahların ya da bu silahları satın almak için paranın isyancılara Türkiye üzerinden ulaştırıldığı” da vurgulananlar arasında. Suriye’deki savaşın uzaması halinde Hatay’daki “cihadist savaşçılar, Suriye rejiminin ajanları ve etnik-mezhepsel fay hatları terkibini kontrol altında tutmanın kolay olmayacağı” uyarısı yapılıyor.
Neticede ICG “Suriye’de uzun yıllar sürecek bir çatışma durumuna hazır olması” amacıyla Türkiye’ye, “Suriyeli muhalif savaşçıların sınırdan geçişlerini en aza indirmeyi, sığınmacı kamplarını geri üs olarak kullanmalarını önlemeyi” tavsiye ediyor.
Ankara’nın Suriye politikasının Türkiye’ye hasarını en aza indirmenin ön koşulu ise bu politikanın gerçekçi biçimde sorgulaması.
Kadri Gürsel (Milliyet)